Hatalarla ilişkim uzun zamandır biraz alışılmadık. Bir hata ortaya çıktığında çoğu insanın ilk refleksi rahatsız olmak, savunmaya geçmek ya da bir an önce üzerini kapatmak olabilir. Benimse merakım uyanır.
Çünkü bir hata, yalnızca yanlış yapılmış bir şey değildir. Çoğu zaman bize alışkanlıklarımız, düşünme biçimimiz, iş yapış şeklimiz ve kurduğumuz sistemler hakkında bilgi verir. Bazen kendimizle ilgili görmek istemediğimiz bir şeyi gösterir, bazen de daha iyi bir yöntem bulmamıza yardım eder.
Hele bir de hatayı ben değil de bir başkası fark etmişse ve mesele birlikte incelenebiliyorsa, benim için iş daha da ilginç hale gelir. Çünkü orada artık yalnızca bir yanlış yoktur; geri bildirim, merak ve öğrenme için ortak bir alan vardır.
“Oooo, bu iyice kafayı yemiş” diye düşünenler olabilir. Yine de bir izah etmeyi deneyeyim. Olmazsa da nerede hata yaptığımı ararız.
Hata demek; alıştığımıza bir daha bakma imkânı, kendimizi tanımak için büyük bir olanak, çocuklarımıza ve çevremize hatalarımızı ele alış biçimimizle örnek olmak, yeni yöntemler keşfetmek için zaman, sistemlerimizi yeniden gözden geçirmek için fırsat ve içimizdeki meraklı çocuğa bir oyun alanı demek. Kısacası doğuştan gelen yaratıcılığımıza söz vermek demek.
Ama pek çok kişi yaratıcılığını hatayı anlamak için değil, hatayı kapatmak veya yok farz etmek için harcıyor. Bence asıl yazık olan da bu.
Örneğin geçenlerde bir arkadaşım yine gecikmiş bir mailini “taslakta kalmış” açıklamasıyla gönderdi. Elbette gerçekten taslakta kalmış olabilir. Buradaki mesele onun doğru söyleyip söylemediğini sorgulamak değil. Benim ilgimi çeken başka bir şey: Eğer benzer gecikmeler sık sık oluyorsa, “taslakta kaldı”, “çok yoğundum”, “gözümden kaçmış” gibi açıklamalar bazen hatayı anlamamıza değil, onu hızla kapatmamıza da hizmet edebilir.
Oysa insan bir an durup “Hımm, demek ben sahiden maillerime geç cevap veriyorum. Acaba bu tekrar eden bir davranış mı? Hangi maillere geç cevap veriyorum? Zorlandığım maillere mi? Karar vermem gerekenlere mi? Bir çatışma ihtimali olanlara mı?” diye sormaya başlasa, kendisiyle ilgili pek çok şey keşfedebilir.
Belki mesele mail değildir. Belki ertelemedir. Belki kaçınmadır. Belki iş yüküdür. Belki önceliklendirme problemidir. Belki sistemsizliktir. Belki de gerçekten sadece taslakta kalmıştır.
Ama bakmadan bilemeyiz.
Bir davranış bizi tanımlamaz. Fakat tekrar eden davranışlar örüntülerimiz hakkında bilgi verebilir. Örüntüyü fark ettiğimiz anda da elimizde yargıdan çok daha faydalı bir şey olur: veri.
Hata üzerine yapılan çalışmalar da benzer bir yere işaret ediyor. Hata yapmak tek başına öğrenme yaratmıyor. Hatanın fark edilmesi, üzerine düşünülmesi ve özellikle düzeltici geri bildirim alınması gerekiyor. Metcalfe’nin hata yoluyla öğrenme üzerine derlemesinde de görüldüğü gibi, hata sonrası verilen düzeltici geri bildirim öğrenmeyi ciddi biçimde destekleyebiliyor. Hatta bazen kişi yanlış cevabından çok eminse, doğru geribildirim daha da güçlü bir öğrenme yaratabiliyor (Metcalfe, 2017).
Bir başka arkadaşım, küsuratlı bir sayının eksik olduğunu söylediğimde “önemli değil” diye geçiştirmişti. Belki gerçekten önemli değildi. Ama benim kafamda hemen başka sorular beliriyor: Bu sayı buraya neden eksik geldi? Elle mi girildi? Formül mü yanlış? Başka yerlerde de aynı hata olabilir mi? Bir kontrol mekanizması var mı?
Yani hata bana çoğu zaman sadece “şunu düzelt” demez.
“Gel biraz kazalım” der.
Örgütsel psikolojide “error management”, yani hata yönetimi diye bir alan var. Buradaki temel fikir bana çok yakın geliyor: Hataları tamamen ortadan kaldırmak mümkün olmadığı için yalnızca hata önlemeye odaklanmak yeterli değil. Hata olduktan sonra onu mümkün olduğunca erken fark etmek, zararını azaltmak, nedenlerini anlamak ve ortaya çıkardığı bilgiyi öğrenme ve yenilik için kullanmak da gerekiyor (Frese & Keith, 2015).
Ben bir hatamı bulduğumda veya biri bulduğunda gerçekten seviniyorum. Hem bir oyun alanı bulduğuma hem de bu oyunda benimle oynayabilecek bir oyundaş bulduğuma. Eğer zarar verdiğim bir hata ise özür dilemek ve telafi etmek de davranış repertuarımda olmasından hoşlandığım özellikler. Tabii farkına vardıysam.
Farkına varmadığımda ve çevremdekiler de “aman söylemeyelim”, “önemli değil”, “boş ver” diyerek üç maymunu oynadığında ise hevesim kursağımda kalıyor. Çünkü hepimizin kör noktaları var. Hızlı hareket ettiğimizde fark edemediklerimiz var. Aklımızın bize oynadığı şaşırtma oyunları var. Kendimizle ilgili görmek istemediğimiz şeyler var.
Hayat da biraz bunları fark etme yolculuğu zaten.
Burada psikolojik güvenlik meselesi de önem kazanıyor. Amy Edmondson’ın klasik çalışmalarından bu yana biliyoruz ki insanların hata, soru ve kuşkularını dile getirebildikleri ortamlarda öğrenme davranışı kolaylaşıyor. İnsanlar söyledikleri şey yüzünden aşağılanmayacaklarını ya da cezalandırılmayacaklarını hissettiklerinde sorunları daha erken görünür hale getirebiliyorlar (Edmondson, 1999).
Dolayısıyla iyi arkadaş, iyi meslektaş veya iyi ekip arkadaşı her zaman “Sen haklısın” diyen kişi olmayabilir. Bazen “Burada bir gariplik var” diyebilen kişidir.
Tabii her gördüğünü insanların kafasına fırlatmak da psikolojik güvenlik değildir. O ayrı yazının konusu.
Hatalarla ilgili önemli bulduğum bir başka ayrım da şu:
“Hata yaptım” başka şey, “Ben hatayım” başka şey.
Birincisi davranışa bakar. İkincisi insanın bütün benliğini mahkûm eder.
Kendimizi dövmekle sorumluluk almak aynı şey değil. Hatta öz-şefkat üzerine yapılan araştırmalar, insanın kendi hatası ve yetersizlikleri karşısında daha destekleyici ve daha az yargılayıcı bir tutum almasının motivasyonu ortadan kaldırmadığını; tam tersine zorlayıcı deneyimlerle daha işlevsel biçimde baş etmeyle ilişkili olduğunu gösteriyor (Neff, 2023).
DBT’de sevdiğim taraflardan biri de burada devreye giriyor: Önce olanı tarif et. Yargıyı değil, veriyi gör.
“Ben ne kadar salağım” veri değildir.
“Maili üç gün geç gönderdim” veridir.
“Ben yine her şeyi mahvettim” veri değildir.
“Bu ay iki toplantının saatini karıştırdım” veridir.
Optalidons diliyle söyleyecek olursam:
Kendini dövmeyi bırak. Olay yeri incelemeye geç.
Çünkü “Ben niye böyleyim?” sorusu çoğu zaman insanı bir yere götürmez. “Burada ne oldu?” ise çok daha işe yarar.
Kısaca, hata yapmanın tam zamanı. Sonrasının keyfini sürmek için benim beş adımım şöyle:
1) Fark et. Ne oldu? Gerçekte ne oldu? Savunmaya geçmeden önce olaya bak.
2) Kabul et. Açıklamak başka şey, mazeret üretmek başka. Olduysa oldu.
3) Düzeltilebiliyorsa düzelt. Hatanın romantizmini yapmanın anlamı yok. Yanlış bilgi verdiysek düzeltelim, eksik işi tamamlayalım, zararı mümkünse azaltalım.
4) Özür dile ve telafi et. Eğer hata birine zarar verdiyse özür ve onarım işin parçası. Sorumluluğu alıp mümkün olan yerde telafi etmek, hatayı gerçekten işlemenin bir parçasıdır.
5) Nereden çıktığını bul ve sistemsel düzeltmeyi yap. Bence işin en keyifli kısmı burası. Bu hata bir defalık mıydı? Tekrarlıyor mu? Öncesinde ne vardı? Hangi varsayımla hareket ettim? Sistemde ne eksikti? Bir daha olmaması için yalnızca “daha dikkatli olacağım” mı diyorum, yoksa gerçekten sistemi mi değiştiriyorum?
Çünkü “bir daha yapmayacağım” sistem değildir.
Takvime koymak sistemdir. Kontrol listesi yapmak sistemdir. İkinci göz eklemek sistemdir. Otomatik hatırlatıcı koymak sistemdir. Bir işi sadeleştirmek sistemdir. Davranış zincirini görmek sistemdir.
Frese ve Keith’in hata yönetimi yaklaşımında da vurguladığı gibi, öğrenme hatanın kendisinden otomatik olarak çıkmaz. Hatanın kabul edilebildiği, fark edilebildiği ve sonrasında ne yapılacağının düşünülebildiği bir zihniyet gerekir (Frese & Keith, 2015).
Bu beş adımı izlediğimizde hatayı yok etmiş olmayız. Ama onu işlenmiş bir deneyime dönüştürürüz. Kafamızın içinde dönüp duran, utanç ve savunma üreten bir olay olmaktan çıkarıp bilgiye ve değişime çevirebiliriz.
Tabii bazı hataların bedeli ağırdır. Trafikte, cerrahide, mali kararlarda veya başka birine ciddi zarar verebilecek durumlarda ilk hedef elbette hatayı önlemektir. Hata yönetimi, dikkatsizliği kutsamak veya “hata iyidir” demek değildir. Hatta tam tersine, yüksek riskli alanlarda hata önleme ile hata sonrası erken fark etme ve zarar azaltma mekanizmalarının birlikte kurulması gerekir (Frese & Keith, 2015).
Ama insanın olduğu yerde hata ihtimali de vardır.
Dolayısıyla soru yalnızca “Nasıl hiç hata yapmayız?” değil.
Bir soru daha var:
Hata olduğunda ne yapıyoruz?
Saklıyor muyuz? Küçültüyor muyuz? Bir başkasına mı atıyoruz? Kendimizi mi dövüyoruz? Yoksa bakıyor, kabul ediyor, düzeltiyor, telafi ediyor ve neden olduğunu anlamaya mı çalışıyoruz?
Yaratıcı bir hayat hatasız olmaz.
Hatayı kapatmak için harcayacağımız yaratıcılığı, hatadan ne çıkarabileceğimize harcasak çok daha iyi olur.
Neyse ne.
Deneyim Yazıları· 7 dk okuma
Hata
Bedriye Hülya
Kendine Sorular
- 1. Bir hata yaptığımda ilk refleksim ne oluyor?
- 2. Hatanın kendisine mi, yoksa hatayı fark ettiğimde hissettiklerime mi daha çok odaklanıyorum?
- 3. Tekrar eden bir hatam bana kendimle veya kurduğum sistemlerle ilgili ne söylüyor olabilir?
- 4. “Bir daha yapmayacağım” dediğim bir konuda gerçekten değiştirdiğim bir sistem var mı?
- 5. Kendime “Ben hatayım” demeden, yaptığım hataya bakabiliyor muyum?
Devam Etmek İster Misin?
Kaynakça
- Edmondson, A. (1999). Psychological safety and learning behavior in work teams. Administrative Science Quarterly, 44(2), 350–383.
- Frese, M., & Keith, N. (2015). Action errors, error management, and learning in organizations. Annual Review of Psychology, 66, 661–687.
- Metcalfe, J. (2017). Learning from errors. Annual Review of Psychology, 68, 465–489.
- Neff, K. D. (2023). Self-compassion: Theory, method, research, and intervention. Annual Review of Psychology, 74, 193–218.
